Türkiye Ekonomisi ve Bankacılık Sektörü

Dengelenme sürecinde kararlı adımlar

2025 yılı, Türkiye ekonomisi için sıkı para politikası ve mali disiplinin meyvelerini vermeye başladığı, enflasyonun belirgin bir düşüş trendine girdiği bir dengelenme yılı olmuştur.

TÜRKİYE EKONOMİSİ

2025 yılında Türkiye ekonomisi, sıkı para ve maliye politikalarının etkilerinin daha net hissedildiği, büyüme kompozisyonunun yeniden dengelendiği ve dezenflasyon sürecinin kademeli olarak ilerlediği bir görünüm sergilemiştir. Küresel ölçekte artan belirsizlikler ve ticaret politikalarındaki korumacı eğilimler dış talep üzerinde baskı yaratırken, yurt içinde uygulanan sıkı para politikası seti makroekonomik istikrarın güçlendirilmesine odaklanmıştır.

Büyüme ve Enflasyon Dinamikleri

2025 yılı boyunca ekonomik büyüme, önceki yıllara kıyasla daha ılımlı bir seyir izlemiştir. Sıkı finansal koşulların etkisiyle iç talepte belirgin bir yavaşlama gözlenirken, tüketim harcamalarındaki ivme kaybı, büyüme dinamiklerinin temel belirleyicisi olmuştur. Buna karşılık, ithalattaki zayıflama ve turizm gelirlerindeki görece güçlü seyir, net ihracatı desteklemiş ve dış dengeyi daha sürdürülebilir bir noktaya taşımıştır. Bu çerçevede büyüme, daha dengeli ve sağlıklı bir kompozisyona doğru evrilmiştir. 2026 yılında, Avrupa Birliği ekonomilerinde büyümenin kademeli olarak toparlanacağına yönelik beklentiler ve dış ticarette belirsizliklerin en yüksek seviyesinin geride kaldığına ilişkin öngörü doğrultusunda, net ihracatın büyümeye katkısının artması beklenmektedir.

Enflasyon cephesinde 2025 yılı, fiyat artış hızının belirgin biçimde gerilediği ancak katılıkların tamamen ortadan kalkmadığı bir dönem olmuştur. Para politikasındaki sıkı duruş ve iç talepteki yavaşlama dezenflasyon sürecini desteklerken; hizmet enflasyonundaki atalet, ücret ayarlamaları ve geçmiş dönem fiyatlama davranışları enflasyonun hedeflere daha hızlı yakınsamasını sınırlamıştır. Bununla birlikte, enflasyonun %80’li seviyelerden %30’lu seviyelere gerilemiş olması, önemli bir kazanım olarak değerlendirilmektedir. 2026 yılına ilişkin hedefler iddialı olmakla birlikte, ekonomi yönetiminin sergilediği kararlı duruş bu kazanımların korunacağına ve dezenflasyon sürecinin hızlanarak devam edeceğine yönelik beklentileri desteklemektedir. 2026 yılında enflasyonun düşük %20’li seviyelere gerilemesi, orta vadede %5 hedefine ulaşmak anlamında 2028–2029 dönemine önemli bir alan açacaktır.

Dış Denge ve Maliye Politikası

Cari denge görünümünde 2025 yılında belirgin bir iyileşme kaydedilmiştir. İç talepteki yavaşlamaya bağlı olarak ithalatın sınırlı seyri, turizm gelirlerindeki artış ve enerji fiyatlarının görece dengeli görünümü cari açığın daralmasına katkı sağlamıştır. Finansman tarafında doğrudan yatırımlar sınırlı kalmakla birlikte, portföy akımlarının dönemsel olarak güçlendiği ve rezerv birikiminin desteklendiği bir görünüm izlenmiştir. Potansiyel büyümenin yakalanacağı bir dönemde cari açığın GSYH’ye oranının %1,6 civarında seyretmesi, dış finansman ihtiyacı açısından önemli bir gelişme olarak öne çıkmaktadır.

Maliye politikası tarafında 2025 yılında bütçe disiplinini destekleyici adımlar ön plana çıkmış; harcama kontrolü ve gelir artırıcı önlemlerle mali dengelerin korunmasına yönelik çabalar sürdürülmüştür. Artan faiz giderlerine rağmen kamu borcunun milli gelire oranı yönetilebilir seviyelerde kalmış; maliye politikası para politikasını tamamlayıcı bir çerçevede yürütülmüştür.

2026 Beklentileri

2026 yılına ilişkin beklentiler, dezenflasyon sürecinin devam etmesi ve makroekonomik istikrarın kademeli olarak güçlenmesi yönündedir. Para politikasında sıkı duruşun korunması ve enflasyon beklentilerindeki iyileşmeye paralel olarak, 2026 yılında fiyat istikrarına yönelik ilerlemenin sürmesi beklenmektedir. Bununla birlikte, beklentilerle şekillenen hizmet enflasyonu ve bu çerçevede beklenti yönetimi, dezenflasyon sürecinin hızını belirleyecek temel unsurlar olmaya devam edecektir.

2026 yılında ekonomik büyümenin, 2025 yılına kıyasla sınırlı ancak dengeli bir toparlanma sergilemesi öngörülmektedir. İç talebin kademeli olarak dengelenmesi, finansal koşullardaki normalleşmeye bağlı olarak yatırım iştahının artması ve net ihracatın büyümeye katkısının güçlenmesi beklenmektedir. Küresel talep görünümündeki belirsizliklere rağmen Orta Doğu, Afrika ve yakın coğrafyaya yönelik ihracatın destekleyici rolünü sürdürmesi öngörülmektedir.

Cari denge açısından 2026 yılında dengelenme eğiliminin devam etmesi beklenirken, dış finansman kalitesinin artırılması ve uzun vadeli sermaye girişlerinin teşvik edilmesi önemini koruyacaktır. Maliye politikasında disiplinin sürdürülmesi, borç sürdürülebilirliğinin korunması ve yapısal reformlarla desteklenen bir politika çerçevesi oluşturulması önem taşımaktadır.

Genel olarak 2026 yılında Türkiye ekonomisinin önceliği; fiyat istikrarının kalıcı hale getirilmesi, büyümenin daha dengeli ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulması ve dış kırılganlıkların azaltılması olacaktır. Bu süreçte öngörülebilir ve tutarlı politika çerçevesinin korunması, reform gündeminin desteklenmesi ve küresel belirsizliklere karşı dayanıklılığın artırılması, orta ve uzun vadeli ekonomik görünüm açısından belirleyici olmaya devam edecektir.

2026 yılında Türkiye ekonomisinin önceliği; fiyat istikrarının kalıcı hale getirilmesi, büyümenin daha dengeli ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulması ve dış kırılganlıkların azaltılması olacaktır.

Güçlü bankacılık, istikrarlı büyüme

Türk bankacılık sektörü, güçlü sermaye yapısı ve yüksek aktif kalitesiyle ekonominin büyüme dinamiklerini desteklemeye ve reel sektöre can suyu olmaya devam etmektedir.

BANKACILIK SEKTÖRÜ

Güçlü Bilanço, Sağlam Performans

Türk bankacılık sektörü, 2025 yılında sıkı para politikası ve makro ihtiyati çerçevenin etkilerinin belirginleştiği, bilanço yapısının güçlendiği ve risk yönetiminin ön planda tutulduğu bir performans sergilemiştir. Para politikası ile makro ihtiyati düzenlemeler arasındaki eşgüdüm, sektörün büyüme hızının kontrol altında tutulmasını sağlarken, finansal istikrarı destekleyen bir görünüm ortaya koymuştur.

2025 yılı boyunca uygulanan sıkı para politikasını tamamlayıcı nitelikteki makro ihtiyati önlemler ve likidite yönetimine ilişkin düzenlemeler, fonlama maliyetlerinin görece yüksek seyretmesine neden olmuştur. Bu süreçte TL mevduatın cazibesi artmış, mevduat kompozisyonunda TL’nin payı yaklaşık %60 seviyelerinde korunmuştur. Kredi büyümesi yıllık bazda %30–35 bandında gerçekleşirken, kredi kompozisyonu büyük ölçüde imalat sanayii, üretim, yatırım, ihracat ve istihdam yaratan sektörler lehine şekillenmiştir. Bu çerçevede kredi genişlemesinin miktarından ziyade kalitesine dikkat edilmiştir.

BDDK verileri çerçevesinde değerlendirildiğinde, 2025 yılı Ekim ayı itibarıyla Türk bankacılık sektörünün toplam aktif büyüklüğünün yıl sonuna göre %35,1 artışla yaklaşık 44,1 trilyon TL seviyelerine ulaştığı görülmektedir. Krediler yıl sonuna göre %34,5 artışla 21,6 trilyon TL, menkul değerler ise %30,5 büyümeyle 6,8 trilyon TL bandında gerçekleşmiştir. Mevduat toplamı 25,4 trilyon TL’nin üzerine çıkarken, özkaynak büyüklüğü 3,8 trilyon TL’ye yaklaşmıştır. Sektörün sermaye yeterliliği standart oranı %18–19 bandında, yasal sınırların belirgin şekilde üzerinde korunmuştur.

Sektör bilançosunda TL’nin ağırlığı 2025 yılında da yüksek seyretmiş; aktiflerin yaklaşık %61’i TL cinsinden gerçekleşmiştir. Toplam kredi hacmi artış hızındaki yavaşlamaya rağmen kredilerin aktifler içindeki payı %50 civarında seyretmiş, bankacılık sektörünün temel aracılık fonksiyonu korunmuştur. Varlık kalitesi göstergeleri 2025 yılında genel olarak dayanıklılığını sürdürmüştür. Tahsili gecikmiş alacak (TGA) oranı sektör genelinde %2,0–2,2 bandında gerçekleşerek tarihsel ortalamaların altında kalmaya devam etmiştir.

Kârlılık cephesinde 2025 yılı, net faiz marjlarının yılın ikinci yarısından itibaren dengelenmeye başladığı bir dönem olmuştur. Net faiz marjı sektör genelinde %3,5–4,0 bandında seyretmiştir. Ekim 2025 itibarıyla sektörün net kârı 0,7 trilyon TL olmuştur.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının değerlendirmeleri de bu görünümü destekler nitelikte olmuştur. Türk bankacılık sektörü için 2025 yılı itibarıyla görünüm, yüksek enflasyon ve faiz oranlarının varlık kalitesi üzerindeki kısa vadeli baskıları ile politika çerçevesindeki iyileşmenin sağladığı destek arasında dengeli bir çerçevede değerlendirilmektedir. Mevcut ekonomik programın devamı, temel senaryo olarak öne çıkmaktadır.

Gelecek Dönem Beklentileri

2026 yılına ilişkin beklentiler, dezenflasyon süreciyle uyumlu olarak para politikasında kademeli bir normalleşme ve finansal koşullarda sınırlı bir gevşeme yönündedir. TL mevduatın görece kısa vadeli yapısı dikkate alındığında, politika faizinde indirimlerin devam etmesinin bankaların net faiz marjları üzerinde olumlu etki yaratması beklenmektedir.

Buna karşılık, ekonomik büyümenin potansiyelin altında seyrettiği bir ortamda, özellikle KOBİ ve ticari krediler kaynaklı olarak TGA oranında sınırlı bir artış riski göz ardı edilmemektedir.

2026 yılında bankaların dış piyasalara erişiminin sürmesi beklenirken, bu sürecin önceki yıllara kıyasla daha seçici ve fırsat odaklı bir yaklaşımla yürütülmesi öngörülmektedir. Eurobond ve sendikasyon işlemlerinin vade uzatmaya ve maliyetleri optimize etmeye odaklı olması beklenmektedir. Kârlılık ve varlık kalitesi görünümü, düzenleyici çerçevedeki olası değişiklikler, makroekonomik gelişmeler ve finansal piyasa koşullarına duyarlılığını koruyacaktır.

Genel olarak değerlendirildiğinde, Türk bankacılık sektörünün 2025 yılında sergilediği ihtiyatlı ve dengeli performans, 2026 yılına güçlü sermaye yapısı, yüksek karşılık oranları ve yönetilebilir risk göstergeleri ile girilmesini sağlamıştır. Mevcut ekonomik programın sürdürülmesi, öngörülebilir politika çerçevesi ve güçlü bilanço yapısı, sektörün olası şoklara karşı dayanıklılığını koruması açısından temel belirleyici unsurlar olmaya devam edecektir.

2026 yılında bankaların dış piyasalara erişiminin sürmesi beklenirken, bu sürecin önceki yıllara kıyasla daha seçici ve fırsat odaklı bir yaklaşımla yürütülmesi öngörülmektedir.