Küresel Ekonomi

Belirsizlikten istikrara geçiş arayışı

2025 yılı, küresel ticaretin kurallarının yeniden yazıldığı ve korumacılık rüzgarlarının en sert hissedildiği bir dönüşüm yılı olmuştur.

2025 yılı, küresel ekonomiyi şekillendiren temel kuralların kapsamlı bir dönüşüm sürecine girdiği, ticaret ve maliye politikalarında yeni paradigmaların test edildiği bir dönem olarak kayıtlara geçmiştir. Yılın başında ABD tarafından uygulamaya konulan tarife artışları, küresel ölçekte korumacılığın güçlendiğine işaret eden kritik bir politika değişimini tetiklemiş; izleyen dönemde yürütülen müzakerelerle bu etkiler kısmen dengelense de küresel ekonomik düzenin yönüne ilişkin belirsizlikler yıl boyunca gündemdeki yerini korumuştur.

Bu gelişmelerle eş zamanlı olarak, bazı gelişmiş ekonomilerde uluslararası kalkınma yardımlarında önemli miktarda kesintilere gidilmiş ve göç politikaları daha sıkı bir çerçeveye oturtulmuştur. Bu durum, iş gücü arzı ve potansiyel büyüme üzerinde aşağı yönlü baskılar yaratmaktadır. Diğer taraftan, birçok büyük ekonomide daha genişleyici maliye politikalarının tercih edilmesi, kısa vadede ekonomik aktiviteyi desteklerken kamu borcunun sürdürülebilirliği ve sınır ötesi etkiler konusunda endişeleri artırmıştır. Bu çerçevede küresel kurumlar, finansal piyasalar ve politika yapıcılar; daha parçalı bir küresel yapı, zayıflayan orta vadeli büyüme beklentileri ve politika çerçevelerinin yeniden düzenlenmesi ihtiyacıyla şekillenen yeni bir ortama uyum sağlamaya çalışmaktadır.

Büyüme ve Enflasyon Görünümü

Uluslararası Para Fonu (IMF), Nisan 2025 Dünya Ekonomik Görünüm (WEO) Raporu’nda 2025 yılına ilişkin küresel büyüme tahminini %2,8’e çekmiştir. Bu revizyon, tarife uygulamalarının söz konusu politikaları hayata geçiren ülkelerde arz yönlü, hedef alınan ekonomilerde ise talep yönlü şoklar yaratacağı ve artan belirsizliğin küresel talebi baskılayacağı varsayımına dayanmaktadır. Yıl ortasında açıklanan tarife indirimleri ise Temmuz güncellemesinde büyüme tahmininin %3,0 seviyesine sınırlı bir yukarı yönlü revize edilmesine olanak tanımıştır. Küresel enflasyon görünümü genel olarak yatay seyrederken, ABD’de enflasyonist baskıların arttığı, birçok diğer ekonomide ise zayıfladığı gözlenmiştir.

IMF’nin Ekim ayında yayımladığı Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’na göre küresel büyümenin 2024 yılında %3,3 seviyesinden 2025’te %3,2’ye ve 2026’da %3,1’e gerilemesi öngörülmektedir. Gelişmiş ekonomilerde 2025–2026 döneminde büyümenin yaklaşık %1,5 seviyesinde gerçekleşeceği, ABD ekonomisinde ise büyümenin %2,0 civarına yavaşlayacağı öngörülmektedir. Yükselen ve gelişmekte olan ekonomilerin ise %4’ün biraz üzerinde büyüme kaydederek küresel büyümenin ana sürükleyicisi olmayı sürdüreceği tahmin edilmektedir.

Küresel enflasyonun 2025 yılında %4,2’ye, 2026 yılında ise %3,7’ye gerilemesi beklenmekle birlikte, ülkeler arasındaki ayrışmaların daha görülür hale geleceği değerlendirilmektedir. ABD’de enflasyonun hedeflerin üzerinde seyretmeyi sürdürmesi ve yukarı yönlü risklerin korunması beklenirken, dünyanın geri kalanında daha ılımlı bir fiyat artışı görünümü öne çıkmaktadır.

Ticaret Hacmi ve Riskler

Küresel ticaret hacminin 2025–2026 döneminde ortalama %2,9 oranında artması öngörülmekte olup ticarette süregelen parçalanma eğilimi bu artış hızının tarihsel ortalamaların altında kalmasına neden olmaktadır. Önümüzdeki döneme ilişkin olarak; küresel ekonomik görünüme ilişkin risklerin ağırlıklı olarak aşağı yönlü olduğu söylenebilir.

Özetle; uzayan politika belirsizliği tüketim ve yatırım kararlarını olumsuz etkileyebilirken, ilave korumacı önlemler, özellikle tarife dışı engeller, tedarik zincirlerini aksatarak verimlilik artışını sınırlayabilir. Göç politikalarındaki sıkılaşmanın yol açabileceği iş gücü arzı şokları, yaşlanan nüfus ve beceri açığı bulunan ekonomilerde büyüme üzerinde ilave baskılar yaratabilir. Mali kırılganlıklar ile finansal piyasalardaki hassasiyetlerin artan borçlanma maliyetleriyle birleşmesi, kamu borcuna ilişkin riskleri yükseltebilir. Yapay zekâ alanındaki beklentilerin karşılanamaması durumunda teknoloji varlıklarında yaşanabilecek sert fiyat düzeltmeleri ise makro-finansal istikrar açısından ek riskler olarak düşünülebilir. Hepsine ek olarak; merkez bankaları başta olmak üzere temel ekonomi kurumlarının bağımsızlığına yönelik baskılar da politika güvenilirliğini zayıflatabilecek önemli bir risk unsuru olarak öne çıkmaktadır.

Buna karşılık, ticaret müzakerelerinde ilerleme sağlanması ve belirsizliklerin azalması, orta vadeli büyüme görünümünü destekleyebilir. Yapay zekâ kaynaklı daha hızlı ve yaygın verimlilik artışları da, uygun politika çerçeveleriyle desteklenmesi halinde, küresel ekonomik performansa anlamlı katkılar sunma potansiyeline sahiptir.

Geleceğe Bakış: Güvenin Yeniden Tesisi

Küresel ölçekte güvenin yeniden tesis edilmesi; öngörülebilir, tutarlı ve sürdürülebilir politika adımlarının atılmasına bağlıdır. Ticaret politikalarında kurallara dayalı ve şeffaf çerçevelerin güçlendirilmesi belirsizliği azaltarak yatırımları teşvik edecektir. Maliye politikalarında kamu maliyesi tamponlarının güçlendirilmesi ve borç sürdürülebilirliğinin korunması önceliğini korurken, para politikalarının fiyat istikrarı ile büyüme riskleri arasında dengeli bir çerçevede yürütülmesi ve merkez bankası bağımsızlığının korunması kritik önem taşımaktadır. İş gücü hareketliliğini artıran, iş gücüne katılımı teşvik eden, dijital dönüşümü hızlandıran ve kurumsal kapasiteyi güçlendiren yapısal reformlar ise, giderek daha parçalı hale gelen küresel ekonomik ortamda dayanıklılığı artırarak uzun vadeli büyüme potansiyelini destekleyecektir.

Küresel ölçekte güvenin yeniden tesis edilmesi; öngörülebilir, tutarlı ve sürdürülebilir politika adımlarının atılmasına bağlıdır.

Küresel Ekonomi